SAGÜSAD - Sakarya Güzel Sanatlar Derneği E-Mail
  Anasayfa   Üyeler   Galeri   Etkinlikler   İletişim ve Adres
SANAT ve PROFİLDEN SANATÇI
 
İnsan makineden değerlidir, zaman ise insandan çok daha fazla... Bu nedenle de harcarken en çok dikkat etmemiz gereken şeydir zaman... Van Gogh otuz yedi yaşında öldüğünde geride bıraktığı bin beş yüz tablonun günümüzde bu kadar paha biçilemez olacağını biliyor muydu acaba?.. Da Vinci biliyor muydu beş yüz yıl önce tasarladıklarının günümüz teknolojisine ışık tutabileceğini?

Sanatı, hoşa giden şeyleri yaratma çabası ve eylemi olarak tanımlayabiliriz. Hoşa giden şeyleri yaratma çabası... Bu açıdan bakınca sanatın çok büyük bir alanı kapsadığını görüyoruz. Ancak, çaba sonucunun eyleme dönüşmesi gerekliliği de ortada. İş eyleme dökülünce alan bayağı daralıyor. Bu alanın daha da daralmasını sağlamak amacıyla duyguları da ekleyelim... Plastik sanatlar, ritmik sanatlar ve fonetik sanatlar... Ben plastik sanatlardan söz etmek istiyorum: Resim, heykel, mimari...

Gelişen teknolojiyle birlikte plastik sanatların arasına fotoğrafın da girme çabasını görüyoruz. Ancak bu konuda tartışmalar sürüyor, sürecek de... Tarihi bize en iyi anlatan, insanlığın gelişimi hakkında birçok bilgiler veren resim, insanlığın ilk tanıştığı sanat dalıdır... Bebekler bile resim yapmaya başlarlar ellerine geçen her şeyle, her yere... Konuşmayı beceremeden ...

Heykel, yine inançlara paralel olarak gelişmiş, estetiği ve gücü simgeleyerek mükemmelliğe ulaşmıştır. Mimari, insanlığın barınma ihtiyacı ile birlikte doğmuştur...Daha sonra estetik, dayanıklılık ve kullanım özellikleri geliştirilerek asırları günümüze taşıyan yapılar ortaya çıkmıştır. Tüm bu sanat dalları binlerce yılı kapsayan bir zaman süzgecinden geçerek oluşmuşlardır. Resim sanatı da, başta değindiğim gibi binlerce yıllık bir potansiyeli taşımaktadır günümüze...

Ben fotoğrafı, spor ve resim arasında bir yerlerde görüyorum. Zaman zaman dağ tepe, zaman zaman kar kış demeden ve bizlere bir şeyler ulaştırmak için bir asker disipliniyle ve teçhizatıyla emek harcayan ve kendi ölçülerinde estetiği arayan herkesin de sanatçı olabileceğine inanıyorum. Eğer fotoğrafla uğraşan insan, makinesini belirlediği amaçlar için istediği biçimde kullanabilme konusunda başkalarından ayrılabiliyorsa, eğer diğerlerinden farklı olabiliyorsa tabii ki sanatçıdır. Ancak fotoğrafın resmin içerisinde var olduğuna inanıyorum, grafik gibi, karikatür gibi... Zaten resimdeki kurallar içerisinde gelişmiştir fotoğrafçılık. Konu, kompozisyon, ışık- gölge, biçim, renk vb... İyi resim yapanların makineyi tanıyınca, iyi fotoğraf çekebileceklerine, aynı şekilde iyi fotoğraf çekenlerin de isterlerse çok iyi resim yapabileceklerini düşünenlerin sayısı oldukça fazla.Yani her ikisinde de iyi bir göz ve iyi bir beyin gerekiyor. Fotoğraf için fazladan kondisyon da gerekli... Bence fotoğraf; resmin daha çağdaş ve teknolojik yöntemlerle yapılmasıdır.

Sanatçı olmak için resim yapmak, karikatür çizmek ya da fotoğraf çekmek yetmiyor; yaşamak gerek... Sanatçıların yaşamlarına baktığımızda, çoğunun yaptıklarının bile farkına varamadan göçüp gittiklerini görüyoruz. Çoğu da sefalet içinde gitti... Günümüz sanatçıları biraz daha şanslı; yoksullar yurdu var. Belediyeler bile ölmeden önce değer veriyorlar sanatçıya... Sanatçıları bir araya getirebilmek için büyük çabalar gösteriyorlar; hükümetler de gösteriyor bu çabayı... Hatta bir aralar Bakanlar Kurulu kararı ile sanatçı olanlar oldu... Dünyada ve ülkemizdeki kültürel gelişmeler ve gelişen teknoloji ile birlikte yaygınlaşan iletişim araçları sayesinde sanat konusundaki görüşlerimiz değişmeye başladı ve bakışlarımız güzel sanatçılar üzerinde yoğunlaştı: Medya sayesinde sanatın ne kadar estetik bir fiziğe sahip olduğunu öğrendik(!)

ürk Ocağı Tiyatrosunun açılışı nedeniyle, Ankara’da Marmara Köşkünde sanatçılarla birlikte bulunduğunda: “Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz; bakan olabilirsiniz; dahası Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Ama sanatçı olamazsınız. Yaşamlarını büyük bir sanata adayan bu çocukları sevelim...”diyor Ulu Önder Atatürk. Bu sözleri günümüzde birileri unutsa da “geleceğimiz” olan gençliğin hatırlayacağını umuyorum, ya da ummak istiyorum. Cumhuriyetimizin temelleri atılırken konservatuarların ve tiyatroların da temelleri atılmıştı. Ancak deprem kuşağında bulunmamızdan olacak zaman zaman geçirdiğimiz sarsıntılarla bu kurumlar bayağı bir hasara uğradı.Yeniden onarılır inşallah...
Neyse...

Eğer fotoğraf çekmekten hoşlanıyorsanız, ya da resim yapmayı seviyorsanız devam edin...Hoşunuza gidiyorsa, kırkınızdan sonra deneyin saz çalmayı... Paylaşmak istediklerinizi söyleyin çevrenizdekilere... Dinlemeye çalışın başkalarını, çocuklarınızı dinleyin. Zaman zaman haykırın, mutlu olabiliyorsanız... Yanlış yerlerde doğruları görmeye zorlayın kendinizi... Düşündüklerinizi uygulayın, başkalarına zarar vermeden... Doğrularınızın arkasında durun, kendinizden başkasıyla yarışmayın... Duygularınızın körelmesine izinErdal Er vermeyin; yaşayın duygularınızı... Kendinize saygılı olun... Kendinizi kandırmayın; başkalarını isteseniz de kandıramayacağınızı bilin... İnançlarınızla aranıza birilerinin girmesine izin vermeyin... İnsanlığı bu berbat duruma çoğunluk getirdi; azınlıkta kalın... Acıyarak bakmayın insanlara kendinizi onların yerine koyun. Ceplerinizden biri bari delik olsun. Sevgiye ihtiyacı olan çocukları da sevin kendi çocuklarınız kadar, tinercileri, kapkaççıları... Kısaca yüreğinizde barınacak yer bırakmayın nefrete...Yaşama nedeniniz kini değil sevgiyi paylaşmak olsun.

İşte o zaman...
Ya deli olursunuz ya da sanatçı...
İkisi de aynı kapıya çıkar... Mutlu ölürler...

Yazan: Erdal Er