SAGÜSAD - Sakarya Güzel Sanatlar Derneği
ENG English SAGÜSAD
bir TFSF
üyesidir.
TFSF
ANASAYFA Üyeler Galeri Etkinlikler Adres İletişim
 
 

Aşağıda Bayram İnce'nin "Dağda Bir Dal" adlı ilk şiir kitabında Faik Baysal tarafından yazılan sanatçımızı tanıtıcı önsözü okuyacaksınız:



DAĞDA BİR DAL

Bayram İnce ünlü bir ressamımız. İç dünyasıyla dış dünyamızı boyaların potasına dökerek ölümsüzleştiren bir sanatçı. Bu konudaki yeteneğini kanıtlaması gerek artık. Yaşam kavgasını sayacılıkta, memurlukta, idarecilikte ve ünlü bir nebati yağ firmasının Adapazarı bölge pazarlama organizasyonunda sürdürürken bir yandan da şiire bulaşmış olması çok ilginç. Çeşitli dergilerde yer alan şiirlerinde kendini aramaya çıkmış olması bir yana yüreğini çölleştiren mesleklerde boş yere harcandığını hissederek tablolarında yeterince söyleyemediklerini dizelerde tamamlama gereğini duyması göz ardı edilemez. Buna benzer bir değerlendirmeyi ben Bedri rahmi Eyüboğlu için de söylemiş, Çatal Karam şairi de bana görüşümü onaylar gibisinden "Beni korkutuyorsun yahu" demişti resimleri gibi renkli renkli gülerek. Ünlü ressamımız Elif Naci'nin de şiire çılgınca düşkün olmasının onu sanatının yolunda soluk alabileceği başka bir istasyon olarak görmesinden kaynaklandığını sanıyorum. Ekmeğimizi kazanmak için yapmak zorunda kaldığımız birçok için içimizdeki şairi öldürdüğü bir gerçektir. Bu cinayetin işlenmesine izin verenlerin yanısıra buna izin vermeyenler de vardır. Tablolarında fırçasıyla kendi portresini ya da içinde kaybolup gittiği iç dünyasını tuvale yansıtırken bir şeylerin hep eksik kaldığını ve bunun yarattığı rahatsızlıktan tedirgin olarak zaman zaman sözcüklerle resim yapmayı yeğleyen İnce de bunlardan biridir.

Onun ilk şiir kitabı olan "Dağda Bir Dal" ölümsüzler tamburasına geçişte, giderek kuruduğunu hissettiği karmaşık ruh kimyasını kurtarmada kalın halatlarla yaptığı ve karşı kıyıya başarıyla attığı güvenli bir asma köprüdür. Doksanüç ayaktan oluşan bu köprüde her adımda birileri "Güzel günler göreceğiz yakında" şarkısını sanki yine de renklerin ağzıyla mırıldanmaktadır. Beni çok şaşırtmasına karşın çok sevdim bu şarkıyı da. Bir aşk şairi değilim ama sevdim yine de işte. Ali Şenozan'ın bestelediği bu Şarkı'yı İnce neden yazmak gereğini duymuştur acaba? Aşk yalanını durmadan sömüren ve rant kaynağı yapan kapitalizmin bir an dengesini yitirip dayanılmaz çekiciliğine mi kapılmıştır yoksa? İkimiz dediği o kadın da kimdir? Benim bildiğim İnce toplumun mutluluğundan başka bir şey düşünmeyen, bacak arası edebiyata hiç taviz vermeyen, çağımızın rant kavgasında duygu sömürücülerinin bol bol yararlandıkları bı soyguna hep karşı çıkan insancıl bir anıttır. Bununla birlikte haksızlık etmeyelim. Söz konusu Şarkı adlı şiir burjuva bir sevgilinin kumral saçlarının okşanmasına karşın bayağılıktan oldukça uzaktır. Daha çok romantik bir şaire yakışan o klasik kumral saçlara karşın hayal edilen güzel günler gerçekleşmese bile, mavi deniz ve mavi gök bir kaynak suyu gibi serinletiyor insanı biraz. Bereket versin İnce "aşk" konusunda sanki birşeylerden korkmuş gibi bu kadarla yetiniyor. Yüzyıllardır kadını altın bir bilezik, bir kolye, bir süs eşyası ya da hiç yararı olmayan bir bibloya dönüştüren pembe yalanların karton dünyasından kurtuluyor.

"Dağda Bir Dal" adlı kitaptaki şiirler haksızlıklara, ezilmişliklere, sömürüye karşı başkaldırış şiirleridir çoğunlukla. İnce her şeyden önce cesurdur, korkusuzdur, dediğinin arkasındadır. Kendisini de zeytinyağına bulayan düzeni acımasızca hırpalarken sesini giderek yükseltmekte, elindeki keskin satırla insanı sömüren her şeyi kesip biçmektedir. Ben daha ileri gideceğim. Bundan iki yüzyıl önce "adalet, eşitlik, kardeşlik" sloganıyla yerleşik hanedan sömürüsüne başkaldıran "kirletilemez" lakaplı Robespiyer'le adeta özdeşleştirmektedir. Elinde bir giyotini eksiktir.

Kavgasını sürdürürken kendini unutacak kadar idealist davranmakta, mutluluk pastasından yeterince pay alamayanları savunmanın mutluluğunu yaşamaktadır. İnce'yi Leninizm'in bir savunucusu, gerçekleşmesi olanaksız olan bir düş dünyasının şövalyesi olarak görenler olabilir. Oysa İnce "izmler"in çok ötesinde bir şairdir ve tablolarında olduğu gibi kendi kurduğu güzelim bir dünyanın mimarıdır. "Avanak Aynası"ndaki şu dizelerde Fransız Devrimi'nde sömürü dünyasında sallanan kılıçların şakırtısını duyar gibi oluyoruz.

Resim çalışmaları da yapan Bayram İnce birçok kişisel sergi açmış ve karma sergilere katılmıştır.



Resim Portfolyosu
Şiirler

"Karşında avanak aynası
içinde ziyafet sofrası
ye memet... yeee!...
ver elini Paris, Rio, Marmaris,
sayarlar
sayarlar, bilgisayarlar.
Bakarsın, acaba
olur'a:
insan sayanı,
insan sayanı da var mı? diye
Avanak aynası, bir coşku, bir coşku,
vurur davullar,
çalar zurnalar,
Ve vururlar insanları
Karıncalar ne yer, ne içer?"


Buna başka örnekler de verilebilir. Bence İnce'nin çeşitli mesleklerde yaşam savaşı vermesi çok iyi olmuş. Bu sayede düzeni ve insanları yakından görüp tanımak fırsatını bulmuş. "Sınır" adlı şiirini hep birlikte okuyalım:



"Sınırı aşmışız,
kendi halinde dönerken Dünya,
altına çomak sokmuşuz.
Adamın ağzında dil var ya dil,
adamın kafası var ya, beyni var ya
oturmuş
bir dil sövüş,
bir beyin salata.
Sınırı aşmışız işte öylesine,
bir hücre
ve kafes kafes demir."


İnce yalnız bu eleştirisiyle sınırlı değil. Zaman zaman kendisiyle de boğuşuyor. Kendisini de yerden yere vuruyor. Bunu çok kapalı bir biçimde yapıyorsa da dize aralarında görmemek imkansız. O bunun farkında değil belki de. Böylece değirmenlerle savaşıyor izlenimi uyandırsa da bence daha da yüceliyor. Türkçesi çok arı, çok temiz. Türkilizce konuşmuyor. Hiçbir sözcüğü zeytinyağı da kokmuyor. Ne dediği ya da ne demek istediği, kendini anaforlara kaptırsa da çok açık. Hiçbir dizesinde Kafka'nın karanlığı ya da zor anlaşılmak bir gibi özentisi yok. Baldır bacak edebiyatına tutkun olanlar bu dizelerde aradıkları dişi et kokusunu bulamazlar. Onları çok kuru, duygudan yoksun, gereğinden çok gerçekçi bulabilirler. Ben o kanıda değilim. İnce tablolarında renklerle şiirlerinde sözcüklerle konuşuyor. Sesi erkek, sesi çok tok. Hiçbir zaman bayağılığa düşmüyor. Buna karşın kim bu İnce? Sembolist mi, romantik mi, post modern mi? diye soranlar olabilir. hayır o bunlardan hiçbiri değil. Deminden beri anlatmaya çalıştığım İnce'yi ne Nazım Hikmet'in, ne de Salvador Dali'nin dünyasında bulabilirsiniz. Onu ancak tablolarında ve şiirlerinde yakalayabilirsiniz.

Yalnız benim bir endişem de var. Bu şiir sevdası yüzünden İnce'nin güzelim ressamlığının zarar görmesinden korkuyorum biraz. Bu yazım bir eleştiri değil sadece bir izlenim. Hoş görünüze sığınarak söylüyorum. Bugüne kadar izlenimlerimde çok az yanıldım. Bence İnce "Dağda Bir Dal" adlı şiirlerinden yola çıkarak hızlı adımlarla "Dağda Bir Orman"a doğru hiç belli etmeden ilerliyor.

Yazan: Faik Baysal
11 Mart 2002

Derneğimizin kurucu üyelerinden olan Bayram İnce 1928 yılında Adana'nın Çağşırlı köyünde doğdu. Üç yaşlarında iken ailesi Adana'ya göç etti. Şiirle ortaokul yıllarında tanıştı. Orta okulun son sınıfında okulu bıraktı ama okumayı bırakmadı.

Çeşitli meslekler edindi. Sayacılık ustalığı, özel bazı kuruluşlarda idarecilik yaptı. 1977 yılında emekli oldu. İlk şiiri, 1962 yılında Yeditepe Sanat Dergisi'de çıktı. Sonraları çalıştığı şehirlerde özellikle Adapazarı'nda şiirleri çeşitli dergi ve kitaplarda yayınlandı.

 
 
© 2003-2008 SAGÜSAD Her Hakkı Saklıdır.