Hıdırlık ile Hisar tepesi arasındaki vadide kurulu, çok şirin bir yerleşim yerindeydik bu ay… Taraklı’dan bahsediyorum tabi ki…
Gerek tarihi dokusu gerekse de “insani dokusuyla” gezmeye, görmeye ve fotoğraf çekmeye oldukça elverişli bir yer.
Saat 07.00’de başlayan Taraklı gezimiz, akşam 19.00 gibi bitmişti. Tabii bu zaman dilimi içerisinde çok güzel şeyler yapmıştık…
İlk durak yerimiz, Taraklı'ya varmadan birkaç km geride, bir yol kenarıydı. Güneş ışınlarıyla, bitki üzerindeki kırağıların “çarpışmaları” toprak üzerinde sisli bir görüntü oluşturmuştu. Bu durumu fark eden fotoğrafsever arkadaşlarımızla beraber minibüsü durdurup uzun bir mola verdik…
Ne yalan söyleyeyim, ilk defa böyle bir görüntü ile karşılaşmıştım. Onun için de diğer arkadaşlarım gibi, fotoğraf makinemle bu anı belgelemeye başladım.
Fotoğraf makineleriyle yerdeki küçücük bitki yapraklarını makro çekmek için binbir türlü zahmete giren arkadaşlarımı görünce, çamurlanan ayakkabılarımız ve pantolonlarımıza rağmen çok keyif aldığımızı düşünüyordum bu işten.
Bir saati aşkın süredir devam eden bu uzun molanın ardından, yarım kalan Taraklı gezimize devam ettik… Merkeze geldiğimizde -Taraklı'nın kültürel yapısı ile ilgili şeylerin sergilendiği-müzenin önündeki çay bahçesinde sabahın ilk çaylarını yudumladıktan sonra, boyunlarımıza asılı fotoğraf makinelerimizle Taraklı'nın içerisine dalıp, “görüntü avlamaya” başladık.
Günlerden pazar ayrıca, sabahın erken saatleri olduğundan, daracık ve ıssız sokaklarda Taraklı'yı rahatsız etmeden yürüyorduk…
…
Günün ilerleyen saatlerinde, sıcak bir hayli etkisini arttırmıştı… Erdal Koçdemir ve kursiyer arkadaşım İlkay’la beraber Taraklının daracık sokaklarında dolaşırken -ismini sonradan öğrendiğim- Taraklılı Atike Teyzemizin kahvaltı ricasını kıramadık. Sert köy ekmeği, iri iri sele zeytini, taze reçel ve bir de köpük kaymakla yaptığımız kahvaltının tadını, bu satırları yazarken bile duyar gibiyim.
Teyzemizin hiç üşenmeden demlediği sıcacık çayını da içtikten sonra teşekkür ve minnettarlarımızla oradan ayrıldık.
…
Taraklı’da en çok dikkatimizi çeken şey; girdiğimiz hemen hemen her sokakta insanların bizi, “merhabalar…hoş geldiniz…” diye selamlamalarıydı.
|
Sıcağın etkisini yitirmeye başladığı akşamın ilk saatlerine doğru, minibüsümüze atlayıp, Taraklının kaşıklarıyla ünlü bir köyüne doğru yola koyulduk. Taraklı'ya 15 km uzakta, çok şirin bir yerleşim yeri olan Kemaller Köyü, bize çok hoş dakikalar yaşatmıştı.
Kemaller köyünde, tahta kaşık zanaatçılarını ziyaret ediyoruz…
Onlar daracık kulübelerinde, daha doğrusu atölyelerinde, tahta kaşık yapmayı büyük bir ustalıkla yerine getirirken biz de kendi işimizi yapmaya başladık.
Daracık kulübelerin içine doluşarak güzel bir kare yakalama uğruna binbir zahmete katlanmanın verdiği ayrı bir zevk vardı…
Bizdeki fotoğraf tutkusu ve heyecanı karşısında kaşık zanaatçıları biraz şaşırmış bir haldeydi. Bunu anlamak için onların yüzlerine bakmak yeterliydi.
İçlerinden gelmiş olacak; bizlere yaptıkları tahta kaşıkları hediye olarak vermeye çalıştılar. Aldığımız tahta kaşıklar ile zanaatçıların küçük kulübelerinden -atölyelerinden- ayrılarak köyün içerisini dolaşmaya başladık.
Biraz da köy içerisinde görüntü avlamak istiyorduk…
…
Havanın kararmasıyla beraber, fotoğraf gezimizi sonlandırmaya ve geri dönmeye karar verdik. Minibüse binip kapıları kapattıktan sonra, dışarıdaki Kemaller köyü sakinlerine el sallayıp oradan uzaklaştık.
…
O günkü gezimizde; güler yüzlü, cana yakın, misafirperver ve sevimli Taraklı insanı ile tarihi ve mimari dokusuyla “Taraklı”, bizde çok hoş duygular bırakmıştı.
Geziye katılan ve katılmayan tüm SAGÜSAD’lılara selamlarımı sunuyorum.
Gencer ÇAKIR 06.03.2006
|